Yazılar‎ > ‎Diğer Yazılar‎ > ‎

Tatlı Hatıralar



devamı...

Amerikada bulunduğum zaman dilimi içerisinde sayısız olaylara tanık oldum. Kimisi tatlı kimisi tatsız. Ama bu yaşadığım tecrübelerin çoğunda şunu diyebilirim ki hemen hepsinde yeni yeni şeyler öğrendim. Zamanla tecrübelerimiz artıyor. Tecrübeler arttıkça onlara ülkemiz ve kültürümüz hakkında daha sağlıklı ve faydalı bilgiler verme şansımız da oluyor. Tabi bir Müslüman birey olarak ilk fark ettikleri şeylerden bir tanesi bizim yeme ve içme kültürümüz. En çok bundan etkileniyorlar ve ona göre soru soruyorlar. Özellikle Ramazan ayında bu farklılık daha da çok artıyor. 

Çok farklı kültürel diyaloglar oluyor öğrencilerimle bulunduğum Amerikan okulunda. Öncelikle benim diğer öğretmenlerden yani Amerikalı oğretmenlerden farklı duruşum onların dikkatini çekiyor. Bir öğrencim neden bu kadar düzenli ve tertipli giyinip geldiğimi, diğer öğrencim nasıl bu kadar temiz bir sınıfa sahip olduğumu, başka bir öğrencimde, öğrenciler ve öğretmenlerle olan seviyeli diyaloğumu nasıl başardığımı soruyorlar. Tabi ben bütün bunları tebessümlerle karşılıyorum ve buradaki en önemli noktanın dinden ve kültürden gelen gelenek ve göreneklerimizin olduğunu elimden geldiğince söylüyorum.

Bazende aramızda çeşitli sohbetler oluyor. En önemli olanlarından bir kaçı bu geçen Ramazanda oldu. Oruclu olmam ve gün boyunce hiç öğle yemeğine çıkmamam bazı öğrencilerimin dikkatinden kaçmadı. Bana neden yemek yemediğimi ve niçin bunu yaptığımı Oruç’un nasıl bir şey olduğu hakkında sorular sordular. Normalde Hristiyanlıkta da oruç var ve oruç tuttuklarında su içmek ve sebze gibi şeyleri yemek onlarda yasak değil. Ama benim hiç birşey yemeden ve içmeden günde ondört, onbeş saat beklemem ve hiç yorulmadan ve şikayet etmeden etrafta koşturmam dikkatlerinden kaçmadı. Onların soruduğu sorulara bazen espirili cevaplar verdim bazende kaçamak cevaplar vermek zorunda kaldım. Yeri geldiğinde niye yemek yemediğimi ve Ramazan’ın önemini anlatmaya çalıştım onların anlayacağı dilde. Ramazanın bizim dinimizde ve kültürümüzde nasıl bir etki oluşturduğunu ve insanları nasıl bir araya getirdiğini, yardımlaşma ve dayanışma ruhunu nasıl hep canlı tutuğunu onlara anlattım. Özellikle o iftar saatinde herkesin, zengininden fakirine, her kesimin o ezanı, yada “ye” emrini nasıl beklediklerini söyledim. 

Bir defasında sınıfta bir iki öğrenciye benim gündüz yemek yiyemediğimi ve su içemediğimi eğer yiyip içersem hasta olacağımı ve bu durumun yaklaşik olarak bir iki hafta süreceğini söyledim şaka olarak ve bana inandılar. Hatta benim durumumdan üzüntü duyduklarını bile söylediler.  Tabi sonra gerçeği onlara açıklayınca onlarda biraz rahatladılar ve tebessüm ettiler. 

Özetle her milletten arkadaş edinebileceğimiz yada her dinden insanlarla tanışabileceğimiz bir ortam var burada. İnsanların birbirlerinin dini anlayış ve yaşantısına saygısı çok üst düzeyde. İsteyen baş örtülü ders verebiliyor, ki Ürdünlü bir bayan hocamız var baş örtülü, isteyende kendi camisini yada dini okulunu kurup dini eğitimini devam ettirebiliyor. Bu geniş ve bireyleri kalıplamayan sistem içerisinde insanların seçim hakkı var ve onlarda istedikleri gibi o haklarını kullanabiliyorlar. Düşüncelerden ürkmemek ve korkmamak gerek daha aydınlık gelecekler ve yarınlar için. 

Sağ ve afiyette kalın.  

Erdem Balıkçı, 28 Eyl. 09


Comments